Mustafa Kutlu

5 Kasım 2013 14:47 Genel

Evveli Kitap Âhırı Kitap (Mustafa KUTLU – Yeni Şafak)

Milli Eğitim bugün için bir gayya kuyusudur. Bu teşkilatın dertleri saymakla bitmez. Senelerin hesapsız-kitapsız tasarrufu ve bilhassa siyasî tercihler ile yapılan uygulamalar ülkemizde orta ve yüksek öğrenimin kalitesini fevkalade düşürmüştür.
Akla ziyan uygulamalar yapılmıştır. Öyle ki bir zamanlar sekiz zayıfı olan talebe sınıf geçiyordu. Eskiden bırakın üniversiteyi lisenin bile bir prestiji vardı. Lise bitirmek öyle kolay değildi. Biz dahi on üç dersten hem sözlü hem yazılı imtihana girdik. Sözlüyü veremeyeni yazılıya almıyorlardı.
Bu disiplin özellikle Demirel iktidarı sırasında gevşedi. Siyasî tercihler ile olur-olmaz yerlere lise, ortaokul açıldı. Bir mühür ve bir müdür yetiyordu. O yıllarda ben orta öğrenimde çalıştım, bilirim. Okul açılan yere tayin olan öğretmen kira evi bulamaz, otel bulamaz, lokanta bulamaz hatta inanmazsınız fırın bile bulamazdı. Doğal olarak orada durmaz geri giderdi.
O okullar (tam büyük
şehre göç ile köylerin boşaldığı yıllardı) öğretmensizlik, öğrencisizlik, tahsisat yokluğu sebebiyle birer birer kapandı. Kimi karakol oldu, kimi sağlık ocağı; hatta bazıları ahır olarak kullanıldı ve nihayetinde yıkıldı. Benim ilk tayin yerim Tunceli’dir. Bize kazalardan öğrenci gelirdi, tasdiknamesine bakıyoruz fizik görmemiş, İngilizce görmemiş, matematik görmemiş; yahut bu derslere boş geçmesin diye kaymakam, jandarma komutanı, ilçe tarım müdürü vb. girmiş. O çocuklar o şartlarda liseye yazılır yine şöyle-böyle mezun olur ve yüksek tahsile giderdi.
Doğramacı döneminde üniversitelerimiz de aynı akıbete uğradı. Doğramacı sık sık ekrana çıkar grafiklerle üniversiteleri Anadolu’ya nasıl yaydıklarını anlatırdı.
Hoca yokmuş, araç-gereç-laboratuvar,
lojman, kütüphane yokmuş ne gam.
Kervan yolda düzülür.
Evet kervan yolda düzüldü, ülkemizin hemen her şehrine üniversite açıldı. Peki mezunların kalitesi nasıl? Bir misal vereyim: Oğlum bir dersanede tarih hocası. Öğretmen odasında otururken yanına yeni tayin edilen bir bayan tarih hocası oturuyor ve gazetenin bilmecesini çözmeye çalışıyor. Bir ara oğluma dönerek ‘Hocam muhasara ne demek?’ diye soruyor. Düşünün bunu soran üniversite mezunu bir tarih hocası.
Şunu baştan kabul edelim; bir taşra şehrine bir üniversite kursanız, tüm ihtiyaçlarını karşılasanız bile eğer o üniversiteye kaliteli bir kütüphane kuramazsanız emekleriniz boşa gider.
Sorarım size bugün üniversitesi olan kaç taşra kentinin yeterli bir kütüphanesi vardır. Bırakın onu bu şehirlerde doğru-dürüst kitapçı dükkanı yok. Var olanlar kırtasiye-oyuncak-spor malzemesi ve test kitabı satıyor.
Şimdi ‘Enformatik Cehalet’ adlı bir kitap da yazmış olan talebeliğinden bu yana tanıdığımız yetkin bir Milli Eğitim Bakanımız var.
Prof. Dr. Nabi Avcı.
Zeki, esprili, bilgili, tedbirli, dirayetli bir hocadır. Kendini bir gayya kuyusunda bulmuş, her problem ‘önce beni çöz’ diye bağırmaktadır. Yakın tarihte her gelen Milli Eğitim Bakanı kendini dahi saydığından yeni uygulamalara gitmiştir. Bugün ‘kredili sistem’i hatırlayan var mı?
Elbette Nabi Avcı yılların ihmalini kısa sürede düzeltemez. Ama en azından ülkemizin en önemli kütüphanecilerinden olan ve İSAM’ın kuruluşunda büyük rolü olan Prof. Dr. İsmail Erünsal ile istişare ederek üniversitelerin kütüphaneleri konusunu ıslah edebilir. Bir kütüphane zor kurulur, zaman-eleman ve para ister. Bu alanda başka uzmanlar da elbette vardır. Ama kütüphaneyi kurmazsanız hoca yetişmez. Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder. Bu kütüphane işi maarifin binlerce derdinden biridir, ama bence en başta gelenidir.
Hadi kitabı bulduk.
Kitap okuma alışkanlığını nasıl geliştireceğiz. Bu da kanayan bir yaradır ve öyle okullara 100 kitapla tedavi edilemez.
Çocuk Vakfı kurucusu ve Başkanı şair-yazar Mustafa Ruhi Şirin bu konuda ömrünü harcamıştır. Bir önceki bakana sunduğu ‘Okuma Kültürü’ anabaşlıklı raporu gördüm. Büyük emek mahsulü. Konular uzman akademisyenler eliyle işlenmiş.
Nabi Bey bir de M.R. Şirin ile istişare ederek bu konuda adım atarsa maarifte devrim yapar.
Bu elbette iyi niyetli bir tavsiyedir, bana sorarsanız doğru politikalar ve doğru uygulamalar ile ancak üç nesil sonunda okuma alışkanlığı kazanabiliriz. Tabii görsel ve sosyal medya ile bu sahanın teknolojisi ne kadar izin verirse.
Mustafa Kutlu, Yeni Şafak, 20.02.2013.
Designed by Şükür Muhacir