Osmanlı’da matbaa-hattat çatışması efsaneymiş

2 Aralık 2013 13:50 Genel

Doğrusu sahhaf olan ama zamanla dile yerleştiği şekliyle kalan sahaflar konusu Türkiye’de ilk kez böylesine kapsamlı ele alınıyor.
‘Bundan önce her ne kadar bazı çalışmalar yapılmışsa da onların çoğu herhangi bir belge veya kaynağın değerlendirmesine dayanmayan birkaç genelleme cümlesiyle, son dönem Sahaflar Çarşısı’ndan bazı ayrıntılar ve birkaç sahafla ilgili hatıralardan müteşekkildi.’ İsmail E. Erünsal’ın hazırladığı Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar kitabı için, yazarı da bu notu düşüyor zaten. Erünsal, sahaflığın 16. asırdan bu yana, 400 yıllık tarihine bizleri götürüyor.

Bursa, Edirne ve İstanbul sahafları üzerinden Osmanlı’da bu mesleği yapanları belgelerle araştıran Erünsal, sahaflığın İstanbul merkezli icra edilen bir meslek olduğunu ortaya koyuyor. İlk sahaflar çarşısı Kapalıçarşı’da karşımıza çıkıyor. Fatih Camii avlusunda da küçük çaplı sahaf dükkânları çalışıyor. 1894 depreminden sonra taşınılan Beyazıt Camii’nin bitişiğindeki Hakkaklar Çarşısı, onların, zamanla sürekli yerleştikleri yer oluyor.

19. asrın ikinci yarısına kadar Müslümanlara mahsus bir meslek olan sahaflık bir hizmet sınıfı olarak algılanmış. Daha çok ilmiye sınıfından kişilerin iştigal ettiği mesleğin diğer meslek grupları gibi lonca şeklinde teşkilatları varmış. 18. asır ortalarında da gedik sistemine dâhil olmuş sahaflar. Sonrasında devletle olan münasebetlerini, seçtikleri sahaflar şeyhi yürütmüş. Şeyhin bir görevi de genelde salı günleri yapılan müzayedeleri yapmakmış. 19. asır sonlarına doğru şeyhin bu görevi bu esnaf grubunun kethüdası marifetiyle yapılır olmuş.

Muhtelif kayıtlarda tespit edilebilen 200’ün üzerindeki sahafın tereke dökümünü de yayımlayan Erünsal, bazı çevrelerce yapılan ‘kadim’ bir tartışmayı nihayetlendirecek bilgiler de sunuyor kitabında. Şöyle diyor yazar: “Buna göre hattatların ve müstensihlerin yoğun olarak mushaf istinsahıyla meşgul oldukları ve bu yolla da hayatlarını idame ettirebildikleri anlaşılmış, matbaa-hattat çatışmasının ve bazılarının iddia ettikleri hattat ve müstensihlerin onbinlerle ifade edilen sayısının bir efsane olduğu kanaatine varılmıştır.”

Yazar, minyatürlü olan ve nüshaların tarih bakımından eskiliğinin ve bugün çok önemli görülen müellif hattı olma özelliğinin iki üç asır önce eserlere önemli bir değer katmadığını da önemli bir diğer sonuç olarak paylaşıyor. Kitap, ilmiye sınıfının müşterilerin ilk sırasını oluşturduğu, sonra ulema sınıfının geldiği sahaflarda, alınıp satılan kitaplardan kitapların nasıl temin edildiğine, yabancılara satışın yasak olup olmadığına dair merak uyandırıcı bilgiler de sunuyor.

Osmanlılarda

Sahaflık ve

Sahaflar

İsmail E. Erünsal

Timaş Yayınları

581 Sayfa

0212-5112424

2013-11-25

CEMAL A. KALYONCU

 

 

Kaynakça: http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/mobile_detailn.action?newsId=37195

Designed by Şükür Muhacir